BİR FİLM ELEŞTİRİSİ : RUHLARIN KAÇIŞI

 

                     

 

Şubat sayısından herkese merhaba sevgili okurlarım.Umarım keyifler yerindedir. Bu sayıda Hayao Miyazaki’nin 2001 yılı yapımlı ödüllü filmi Ruhların Kaçışı’nın film eleştirisini sizlere sunacağım.Sizler de okumaya hazırsanız başlayalım.

Ruhların Kaçışı küçük bir kız çocuğu olan Chihiro’nun ailesiyle birlikte yeni evlerine taşınmak için yaptıkları araba yolculuğu ile başlıyor. Ormanlık bir alana girdiklerin de ise bir tünel bulup dururlar. Ailesi tünelin sonunu merak eder ve hep birlikte tünelden geçerler. Tünelin sonunda onları farklı bir alem beklemektedir. Dolaşırlarken yemek dolu bir dükkan bulurlar. Chihiro’nun annesi ve babası tıkanana kadar yemek yerler ve birden domuza dönüşürler. Bu alem ruhlarla dolu bir alemdir ve Chihiro’nun annesiyle babasının tıka basa yemek yemesi eleştirel olarak incelendiğinde aç gözlü, doymak bilmeyen ve umursamaz insanları bize temsil eder.Chihiro , yeni tanıştığı ve onu koruyan Haku’nun sayesinde bu ruhlarla dolu alemde bir iş bulur. İş aramak için ilk durağı kazan dairesinde çalışan Kamaji’nin yanıdır. Kamaji mevcut düzende talepleri yerine getirmek için sekiz koluyla çalışan örümceğe benzeyen bir işçidir.Kamaji’nin altındaysa küçük ve siyah karakumrular çalışmaktadır. Endişeli ve isyana hazır bir halleri vardır. Bu halleriyle işçi sınıfını temsil etmektedirler.Zaten bu kapitalist çarkta işçi ve patronların yerleri çok ayrıdır. Patrona değinecek olursak Yubaba isminde bir cadıdır. Büyük bir hamam işletmektedir.Ruhlar buraya rahatlamak ve temizlenmek amacıyla gelmektedir.Hayao Miyazaki, günümüz şartlarında ruhların kirlendiğini ve arınmaya ihtiyaç duyduklarını sembolik bir şekilde hamam müşterileri üzerinden anlatmıştır.Bu hamamda kim ne kadar para verirse o kadar iyi hizmet almaktadır. Günümüz kapital dünyası da böyle değil midir ? Yubaba, kapital sistemin en başında bulunanları temsil etmektedir. Çalıştırdıkları işçilere bir kontrat imzalatır ve eski isimlerini ele geçirip çalışanlarına yeni isimler vererek onların geçmişlerini unutturup onları satın almaya çalışır.Chihiro ise ailesini ve ismini unutmamak için direnir. Geçmişini ve sevdiklerini unutmaz.Yubaba’nın para dışında sevdiği bir şey varsa o da bebeği Boh’tur fakat bebeği bir fareye dönüşünce onu tanımaz bile. Miyazaki böylece anne – çocuk ilişkisi üzerinden maddesel dünyada duygulara yer olmadığını anlatır.Nereden geldiğini ve nereye gittiğini bilmediğimiz Suratsız karakteri ise filmin ince çizgilerinden biridir. Bu karakter konuşamaması, sadece yediği canlıların sesiyle konuşabilmesiyle iletişimsizliği, aidiyetsizliği, yalnızlığı temsil etmektedir.Suratsızın özelliklerinden biriyse elleriyle altın üretebilmesidir. Ürettiği altınları hamamda çalışanlara bol bol dağıtmasıyla Yubaba’nın otoritesini sarsmıştır. Filmde en bariz gözlemleyebildiğimiz şeylerden birisi de karakterlerin gelişim sürecidir. Suratsız, parayla mutluluğu ve sevgiyi satın almaya çalışan bir ego yumağına dönüşür sonra sevginin gücüyle tekrar ilk haline döner.Chihiro ise mız mız bir çocuktan iş arayan bir yetişkine dönüşür.Filmdeki bir diğer karakter ise Yubaba’nın ikiz kardeşi Zaniba’dır. Fiziksel olarak Yubaba ile birebir aynı olmalarına rağmen Yubaba kötülük ve aç gözlülüğü temsil ederken Zaniba , iyiliği ve merhameti temsil etmektedir. Bu ikilinin dinamiği film boyunca bize iyi ve kötünün arasındaki çizgiyi belirginleştirmektedir. Bir yandan da ying- yang döngüsüne bir gönderme olarak var olur. Film eleştirisinin sonuna gelirken Chihiro’nun isminin son harflerinin Çince’de “araştırmak,peşinde koşmak” anlamına geldiğini belirtmekte yarar var. Bir sonraki yazımda sizlerle buluşmak dileğimle. Hoşça kalın. Sevgi ve saygılarımla.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

VİZYONDAN : KURAK GÜNLER

Uygarlığın En Temeli : Sümerliler

MUZISYENLER ROPORTAJDA II